3.03.2008

Elini ver
Ve elin
Beş el büyüklüğünde
Değmek isterken korkak
Elim küçük
Bölü beş
Benim elim
olmayışına göre

Ve gözün
Beş kat daha derin
Bakmadığım zamanlarda
Aklımda
Ne dediysen sanki
Bütün o kelimeleri
bir bir arkasına hapsetmiş gözün
öyle bakıyor aslında ben bakmazken
sen yokken yani
kelimeleri yıkıp geçen
bir ana sığan
hayalimde
tek bir anda düşünürken
ve ardından uzaklaştırmaya çalışırken
düşümden
kayan bir yıldız olsa da
uzaklaşsan düşümden diye
dilek dilemek için beklerken
hangi kavramın uç bir derecesi bu
karar veremiyorum
ironik evet
çünkü bu
anlık bir varoluş ve yok oluş
üst üste yaşanan
seninle ilgili her şey
üst üste

Elini ver
Ve elin
Beş el büyüklüğünde
Değmek isterken korkak
Elim küçük
Bölü beş
Benim elim
olmayışına göre

2.28.2008

Olumlu Düşünce Aşısı
Son Günlerin Kaynağı Belirsiz Baharı


Erken saatte işe giden kuzen tıkırtılarına uyanıyorum. O da nesi! Kuzen gecenin bir köründe işe gitmiyor artık, e güneş var, e gün doğmuş! Kapıyı çekişinin ardından şahsi güne başlangıcım yaklaşık iki saatlik bir uykudan sonra olacak. Bu uykularda içine güneş doğmuş rüyalar görüyorum işte son günlerde. Erken doğan güneş kapalı göz kapaklarıma vuruyor. ‘gerçek – beyin – hayal’ uyku şeytan üçgeninde güneşli rüyalar yerini buluyor! Böyle başlayan günler de şenlikli halaylı bayramlı devam ediyor!

Bu bahar havalı günleri kim yastık altı yapmıştı yiten mevsimde de bilmem kaç yılın en soğuk hafta sonundan sonra birden ortaya çıkarıverdi anlamış değilim. Hoş her kim yaptıysa alnından öpülesidir! İhtiyacımız vardı. Karda ‘otolara bindirmece yol üstünden kaydırmaca’ oynamak yormuştu. Güneşi gören kendimiz kendimizi ayyynı anda İstanbul trafiğine atıverdik. Evet tüm memleket sanki aynı anda İstanbul trafiğine atılmışız gibi bir araplık bir saçlık söz konusuydu. Camdan bakan arap kızı bile trafikteydi bu hafta sonu! ‘Eee abi bizim de hakkımız! Bak bak nereye kadar, havayı böyle görünce bıraktım pencere neyim’ şeklinde demeç verdi. Doğru tahmin, tam o anda oradan geçmekte olan Hawaii gömlekli hasır şapkalı gözlüklü bayan bendim! Demek siz de..!

Bir türlü akşam olmaması da bu kaynağı belirsiz bahar günlerinin daha ilerleyen saatlerde fark edilen nadide diğer bir özelliğidir efendim. Bünye şaşkın, beyin şaşkın.. Bu hava neden kararmıyor? Duvar saatim mi bozuk, vücut saatim mi kopuk? Havada bir başına buyruk kararmamalar, bir ılık ılık estirmeler.. Sanki bir triphop seçmiş kendine, almış loopa, salınıyor doğa. Sen çok yaşa. Seni sapıttıran biziz, şaşırt bizi tabi hakkındır doğa! Böyle mesajlar vererek de deodorant sıkmayın, boşa makbuz almayın diyerek de sonlandırırım yazımı. Yakışır mı? Bilmem, varsın yakışmasın, ben arap kızı olucam, kalkmam lazım yazının başından, ondan yani!
Mircim'e,

Biri küçük
Diğeri ondan daha küçük
Biri diğerinden de küçük ama zaten
İki çocuk bunlar
Biri üzüldü:
Yağmur yağıyor ne güzel
İyi de ne güzel dediği şeye neden üzüldü?
Çünkü sevinecek şeyi varken elinde
Cebinde bekleyen üzülecek şeyi seçen bir küçük diğeri
Biri sordu:
Neden üzüldün ki
Diğeri açıkladı:
Çünkü artık gittikçe daha az yağıyor
Ve ilerde hiç yağmayacak
Biri gerçekçi yanını durduramayarak:
E olsun ama biz görmeyiz o zamanları boşver
Diğeri daha da üzüldü:
Ben beş yüz yaşıma kadar yaşayacakmışım.
Baksana zaten beş yüz yaşım dedin
Senin beş yüz yaşına kadar senden başka yaşayacak kimse olamaz zaten!.

Uffff

Tamam tamam

...

(mir rengi yazılmış olup bu rengi yalnızca mirler görebilir, di mi mir?)

2.23.2008

Yazsana yaz
Yaz


Bir yeşil kamyon seyrek trafikte gidiyor gözümün önünde
Bir yeşil
Bir kamyon
Nereye gidiyor bilmem
Neden gidiyor bilmem
Kim götürüyor belli değil
Gözümün önünce gittiğini görüyorum sadece
Çikolatadan bir parça daha ısırıyorum
Belki kadehten bir yudum daha kırmızı
Sonra diyorum beni de götürse nereye gidiyorsa
Bilmediğim bir alana bıraksa beni
Neyle yüklüyse onlarla beraber
Ben bir eşya olsam
Sadece dursam
İçimde olan biten bir şey olmasa
Sadece varlığımla neyden oluşuyorsam onunla
Yani belki metal belki tahta
Evet şimdiki gibi belki et değil
Olsa bile artı ruh değil
Öylece durabilmeyi
Bekleyebilmeyi bilmeye doğasından sahip olan bir eşya

..................


kar kaplamış yol yanlarını
yığılılar üst üste
pislenmişler
çamurlanmışlar
yağarken nasıl da beyaz
nasıl da hafif ve yumuşaklardı
şimdi ağır kirli ve itilmişler
yollar onlarsız şimdi
açıklar trafiğe
herkes mutluyken ben
üzülen karların derdinde
yolların açılmasının hüznü var üstümde

.................

tam düşünememenin güzelliği
insan olmanın en büyük ve yüce özelliğinin reddi bu
kaybedince bir parçasını
daha rahat olabilmek
aptallar daha mı mutludur
ya da duygusuzlar
tüm duygularımı bağışlıyorum
ölmeden önce
alın benden onları
ihtiyacı olanlar
hissetmek isteyip de hissedemeyenlere nakledilsin
kırmızı bir kalp konması değil bu
bir buzlu kaba
belki bu duygular bir balonda nakledilebilir
belki pamuğun arasına sarılıp
mutlu olsun alan temennimdir
pişman olmasın
diyebilsin ki
hissetmek daha güzelmiş hissetmemekten

benim bedenim
benim duygularımdan daha hafif
benim bedenim
duygularımın rüzgarıyla uçar
kendini bir vapurda bulur birden
kadıköyden beşiktaşa giden
çok kalabalık vapur
çok insan var
neden geldim buraya
a evet
dışarıda martılar var ve batan bir güneş

........

bana tutunup çıkmak ister misin buradan
bunu bekliyordum evet
ama hayır teşekkürler
sen git
ben kalkarım
ya da kalkamasam da git işte..

2.13.2008

sanki biri üfledi avucumun içinden havaya karıştı tozları çocukluğumun..

avucumda sıkı sıkıya tutup
yine şimdi küçük olmak istemiştim ben halbuki

sokakta oyun oynayıp
eve gelmek
yıka ellerini demesi bana annemin
sonra en sevdiğim çorbayı yaptığını söylemesi
gözleri parlayarak..
bi çırpıda içmişim
içim sıcacık
evim sıcacık
aklımda dönüp dönüp karışan parçalar yok
bulmacadan habersizim bile muhtemelen
televizyonun karşısında uyumuşum
babam uyandırmış
hadi kızım yatağına yat demiş
dişlerimi fırçalamadan devrilmişim yatağa
yer değiştirmeyince parçalar
ağırlıkları sağa sola çevirmemiş
huzurum sabit uyumuşum..

bunları düşünmüşüm avucumda diğer elim..

1.24.2008

shadows are running fast enough not to catch a cold from the sunnysunshine
the holy man is smoking a cigarette with no brand

i am going back to knowing
where the dark blue streets are raining to the sky
and the cats are all black and white

1.21.2008

iş yok aşk yok bari boya-kesim olsun..

1.03.2008

Ayna Sırrı

Gecenin bu saatlerinde hep hüzünlenmek bana mı düşer
Belli belirsizdir akamayan yaşlar
Kaçamak bakışlar hep bu saatlerde mi akla düşer

Uzak dostlar var aklımda
bir de uzaktaki dostlar
Aynı değil bu ikisi biliyorum ya
yine de ikisi de yanımda değil işte

Ayna sırrı tesadüflere takılmak var bazen de
Bir dizesinden alıp
Bu sözü böyle kavradıysa
beni de tutar diyorum ama
kimsede kalamıyorum

Eskilerde bir iç çekiş
Yenilerde bir selamsızlık haliyim

Gecenin bu saatlerinde
Bu eski evin ışıklı yola doğru duruşu
Artık eskisi gibi yağmayan yağmurlar
Uzak dostlar
Uzaktaki dostlar
ve tesadüfler..
beni ağırlar

Saat atıyor
Dünya güneşin etrafındaki
herhangi bir turunun
herhangi bir açısında..

11.30.2007

Les Jours Tristes..

It's hard, hard not to sit on your hands
And bury your head in the sand
Hard not to make other plans
and claim that you've done all you can all along
And life must go on

It's hard, hard to stand up for what's right
And bring home the bacon each night
Hard not to break down and cry
When every idea that you've tried has been wrong
But you must go on

It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
Don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day

It's hard, hard when you're here all alone
And everyone else has gone home
Harder to know right from wrong
When all objectivity's gone
And it's gone

But you still carry on
'cause you, you are the only one left
And you've got to clean up this mess
You know you'll end up like the rest
Bitter and twisted, unless
You stay strong and you carry on

It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
And don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day.

Yann Tiersen..

8.17.2007

"505"
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs,
Stop and wait a sec,
Oh when you look at me like that my darling,
What did you expect,
I probably still adore you with you hand around my neck,
Or I did last time I checked,
Not shy of a spark,
A knife twists at the thought that I should fall short of the mark,
Frightened by the bite though its no harsher than the bark,
Middle of adventure, such a perfect place to start,
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs,
But I crumble completely when you cry,
It seems like once again you've had to greet me with goodbye,
Im always just about to go and spoil a suprise,
Take my hands off of your eyes too soon,
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs and a smile!
Arctic Monkeys..

8.12.2007

Ne anladığımı, ne –de –den –yi düşündüğümü çözmeye çalışma
Doğru harfleri doğru kutulara yazınca karşına tek bir cümle çıkmaz
Çengel saplı sorularla dolu hazinem
Tek bir altınını cebine atıp gitmeye kalkıştığında
Önceden beni ısırdığın tüm dişlerin dökülür eline
Öyle büyük göründüğüme bakıp aldandıysan da eğer bugün anla
Sadece aşk için buradasın
Aşkın gerisinde ötesinde olan tüm sözcüklerini kurut
Başka yerlere dokunacağın zamanlarını unut
Sadece ben olacağım ellerinin arasında
Parmak izlerinin tek sahibi benim coğrafyam

Her şey bu ana gelebilmek içindi

Bu andan sonrası ise muhtemelen bitti.
SweetDreamsParis avec elle..


İkisi de o güne dek aman aman çok acı çekmemişti. birinin başı diğerinin omzuna kilitli tek bir yaşamdı yaşadıkları.
ağır gözüken ama aslında içlerinde iki üç parça şeyin olduğu,
sallandığında o güne dek yaşamadıkları yalnızlıklarının iki yanavurarak
yankılanacağı bavullar önlerindeydi şimdi bu ayrılışı bekledikleri zor zambak kokan saatte.
giderse ne yaparım?gidersem ne yapar, aynı anda ikisinin de aklında dönüp de durmayan iki soruydu.
yine burnunu omzuna dayasa ömrünün en zor ve en güzel kokusunu içine çekse.
bitmeyen bir soluk behşedilmiş olsa ona bu kez.ruhunu dahil alsa içine.
gidecek hiçbir şeyi kalmasa.
evde orda burda yapışık paris kartpostallarını yırttığında çıkacak sesi düşündü. kendi kendine attığı tokatlarda çıkan sesten daha keskin. eldeki kağıt kesiği acısından daha acı bir gidiş bu.
hayatında sadece iki şeye aşık olmuş bir kadının birini bırakıp diğerine gidişi bu. adamı bırak parise git.
adamı bırak parise git.
adamı bırak parise git.
omzundaki kilidi salıverdi.

gitti.


geride ne varsa bitti.


- fotoğraf: çağlar / sweet dreams -

7.29.2007

Şehnaz..

Ama daha ne ki, hayat bu işte.. diyen birisi değil o
Kızının yaptığı peri kızı elbiseleri çizimlerini banyo duvarına yapıştıran biri aksine..
Ben olumsuz düşünmem hiçbir şeyin başını diye pat diye öylesine bir konuşmada ortaya sözlerini eteğinden salıveren
Ne büyük bir gün yaşadığını kaynattığı ve ikram ettiği vişne şurubunun lezzetiyle damakta bırakan
Temizliği ancak bitirdiğini yanında da çeşit çeşit yemekler yaptığını söyleyen ama şip şak temiz pak giyinip akşam yemeğini dışarıda yemek için çıkmaya hazır olan
Ki evde çeşit çeşit yemekler yapılınca dışarı çıkılmaz genelde bizde
Ne varsa o yenir ya hani
O öyle değil ama.
Evi küçük bir kutu gibi değil, kutular hava almaz, burada öyle bir hava var ki aksine..
Renkli güneşlikleri var, ne garip, hâlbuki biz beyaz güneşliklere alışkınız evi aydınlık tutarlar
Burada gündüz kızıllığı atıyor eve kırmızı güneşlikler
Açık kapılar pencereler
Estiriyorlar
Tavandaki çivilerden sarkan ne varsa sallanıyor
Sıralanmaya çalışılmış ama belli ki biraz da istekli salıverilmiş dergilerin ilk sayfaları çevriliyor
Banyoyu kullanmak isteyince eş dost, küresel ısınma yüzünden diyor su biriktiriyorum içerde ona aldırma sen normal hesaptan kullan sifonu
Hay Allah ne diyor bu kadın
Evinde minik önlemler alıyor, dünyasında fena mı
Ama gülümsüyor insan işte
Kızının neye var yeteneği çok merak ediyor
Bazen büyük sözler söylüyor o kız
Bazen de salonun orasında büyük açıyor bacaklarını iki yana
Jimnastiğe gitmiş, esnek mi esnek
Başka şeyler de öğrenmeli
Hayat şartları işte, demek zorunda kalmadan içinde ne varsa keşfederek duru su gibi yolunu bulmalı, o öyle düşünüyor
Konuşunca gözlerini aça aça öyle bir anlattıklarının içine alıyor ki insanı
Ordayken fark ediyor insan ancak derin bir nefes almış dalmış, aldığı nefes bitmiyor zira artıyor o anlatırken
Hava veriyor insana bu kadın
Evet, bu kadın öyle kırmızı güneşlik serinliği estiriyor
Çok yorgunken hiçbir şey düşünmeden uyuyabilmenin huzurunu damlatıyor insanın ruhuna
Ben de yazmak istedim okuyana da estirir o şimdi, ne güzel..

7.23.2007

Bir kuş konsa badi parmağıma ağlardım bir başıma..

Şimdi beni aramanı beklerken
Anlıyorum bir kez daha ne çocuk olduğumu
Oyuna tam alışıyorken arkadaşlarının sokaktan gönderdiği bir çocuğum ben
Düşmüşüm dizlerim kan içinde
Ellerimi once dizlerime sonra gözlerime sürmüşüm
Kanıyor gözlerim
Oyuna dönmek istesem alırlar mı aralarına ?
Evin en ağlamamak gereken yeri salonun ıssız orta yeridir
Ama işte doldu gözlerim bu çırılçıplak kaldığım ortalıkta
Annemi kaybettim büyük boşlukta
Elinin sıcaklığı hala elimdeyken
Bir anda kayboldu
Yüzüm şaşkın
Içim şşşşaşkın
Sevilmeye sıcağa ne de çabuk alışmışım

7.21.2007

Ne bahar alır ne kış alır
En fazla bir cereyandan soğuk alır
Bu gönül böyle yarım kalır
Hangi aşkın ucundan tutmaya çalışsa
elinde kırılır
dilinde kesik yaraları pırıl pırıl acır
O beni sevmediği sürece ben kendime hep çirkin
en çirkin
ben hep kendime en üzgün

7.15.2007

Aklına yeni birisi düştümü

sormalısın kendine - aklina yeni birisi düş mü

paldır küldür düşen

etten kemikten gerçek bir adam mı yoksa

Baktın yolun başındasın

bunu kendine kesin sormalısın

7.12.2007

Her sabah istihdam otobüsleri taşır gri siyah kalabalıkları büyük iş merkezlerine. Gri siyah kalabalığın içinde homojen olmamış vaziyette olurum ben, zira kırmızı pantolonum yahut kırmızı ayakkabılarım olur. Bu kırmızılardan ararım etrafta. Tek tük rastlasam bile hala doğal nefes alan insanlar vardır ilk saniyesinden son saniyesine kadar suni bu ortamda, anlarım. Yakında büyük resmin rengine mi bürünürler, başka bir yerden kendi renklerinin çekimine kapılıp buraları dönmemecesine terk mi eylerler o onlara kalmış.

Bazen anın kurtulduğunu görmek güzeldir, rahatlatır.

Yan yan yürüyen yengeç(lerin?) aşkı - Belki de buraya hiç yazılmamış olması gereken..

Aceleci olduğumdan yazılarım, öykülerim kısa kaldı hep. Kısa öykü bile kalamadı hatta. Onların girişleri olarak girilmiş

ama ortalara geleyazarken birilerine okutulmuş, paylaşılmış, ‘post’lanmış.. Büyürdü daha bu çocuklar aslında diyorum

uzaktan şöyle bir bakınca. Ama o zaman olmuyor işte, bunu demek için uzaklaşmak ve öyle bakmak gerekiyor.

O adamlar da öykülerim gibi. Girişleri var. Tam devam edecekken işte öyle kendimi uzaktan büyürdü aslında bu

çocuk derken buluyorum. Bilmiyorum ki ne zaman diner bu oyun. Hayatın bir sürü yeniliğine dalmışken, apansız

yakalayan – başka türlüsü oluyor muydu ki sahi bunların - bir de aşk tekmeliyor kalbimin içinden. Yüzeye

yaklaşıyor bazen, ayaklarını görebiliyorum. Yakalamak istiyorum dışardan o minik ayakları. Olmuyor hemen

kaçıyor başka yöne. Gözyaşları suyum içinde doğurur muyum onu yoksa gözlerim kanayarak düşürür müyüm hiç

bilmiyorum ki.

Bu yazı da bu kadar işte yine.. Saklasam doğar mı acaba bu kez?


7.08.2007


Tam ufuk çizgisinin hizasına uzanmışım. Atıyorum aklımdakileri, yorgunluklarımı oraya..

Gök ve deniz arasına alsın ezsin diye..

6.27.2007



Bir adam bir sabah uyandı. Aklında bir kelime vardı. Onu sıcağı sıcağına bir yere yazmalıydı.
O gün mutlaka onu kullanmalıydı.

Kapı çaldı. Gitti, kapıyı açtı. Karşısında sarı bir kız vardı.
Ona baktı, sıcak bastı.
Kızı içeri davet etti. Adam başladı konuşmaya. Anlatıyordu oradan buradan her yerlerden her şeyleri.
Sarı kız dinleyemiyordu.
Televizyon açıktı. Kulakları adamdan çok televizyonun içinde oturan adamdaydı.
Televizyonun içinde oturan adam sıcak para akışına dikkat dedi.
Kız kanalı değiştirdi.
Belgesel.. sıcak savaş günleri..
Değiştirdi.
Yemek programı.. ara sıcaklar.
Kız sıkıldı. İlk anda bu teklife sıcak bakmıştı, şimdi şimdi pişman gibiydi.
Belli adam sıcakkanlıydı ama olmayacaktı.
Gitmeliyim artık dedi kız kendi kendine.
Adam sıcak bir gülümsemeyle baktı. Kız başını öne eğdi, elindeki kumandaya baktı.
Adam soğuk bir şeyler içelim dedi.
Kız durdu, gülümsedi, kumandayı bıraktı.

Soğuk dedi, sahi bu kâğıtta niye soğuk yazıyor?