4.25.2007


Çiçeklerimi sararsınlar diye güneşe bırakıyorum, ben aslında çiçekleri canlı severim. Kendi çiçeklerime neden bunu yapıyorum? Kendi kalbime neden bunu yapıyorum? Yine kalbimin hüzün bağladığı günlerdeyim.. Uzun yıllar süren bir beraberlikten sonra eşlerini kaybeden kadınlar bu ağırlığa nasıl dayanır, bunu düşünüyorum. Beklediğim, beni terketti. Kendine daha ağır bir konu bulmaya çalışıyor sanırım zihnim acısını hafifletmek için. Ama yüreğimde gidenin acısı yerleşik, üzerine hangi düşünce gelirse gelsin, o düşünce hangi ağırlıkta olursa olsun, o orada var..

..

bittttttiii...ıııı..

4.23.2007

Hala Lille civarlarında seyretmektedim. Bu şehre ara verip başka ülkelere başka şehirlere gidiyorum arada. Keyifli dönemimin bitmesine sadece bir ay kaldı. Bir ay sonra TR plakalarına selam vereceğim ülkem trafiğinde, Avrupanın yapmayı beceremediği ya da tercih etmediği sebebi her ne ise benim çokça özlememe yol açan peynirli poğaçalarımızdan yiyebileceğim, aile özlemi denen şeyi annem-babamın tek bakışında öldüreceğim, kulağımın duyduğu tüm kurulu cümleler bana bişey ifade edecek, ana dilim, en iç dilim yalnızca bir kaç türk ile konuşmak sınırlarını aşacak uçağımın aştığı ülke sınırlarıyla.. Heyecanlıyım. TDK durumumu "Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu." olarak ifade ediyor. Bu cümledeki vb. ye şapka çıkarıyorum, çünkü içimde birsürü his var. Bütününü bir sepete koysam bu hislerin garip koyarım sepetin adını ve göstergelerimi bu sepete göre ölçsem tavşan çıkar şapkamın içinden şaşkın bakar bana. Tavşanı bırakırım yere, sonra sapkamı usulca takarım yine başıma.. yola devam yola..

4.07.2007

we would have been alive and sparkling

but we have only a big monochrome silence

turning into fake things by getting dead things

4.05.2007

hadi şimdi kırmızı ruj sürelim dudaklarımıza.öyle içelim.i çimin kırmızısı bulaşsın şişenin ağzına.hiçbişey düşünmeyelim.üzen sıkan değil yalnızca mutluluğu bile düşünmeyelim.o da gelecekse kendisi gelsin.düşüncesi olmadan kendi rızasıyla gelsin.davet almadan gelsin.o istediği için gelsin.
pencereden gelen güzel gun ışığı
gökyüzünde süzülen güzel kuş
nasıl sadece varlıklarıyla güzellerse
öyle olalım biz de.gerisi boş bu akşam üstü.

3.20.2007

biraz mantıklı şeyler yazamaz mısın lütfen

hiçbir şey istemeyene hiçbir şey verilmemelidir. alır çünkü. hayır deyip eliyle itmez. ne kadar verilirse alır. sonra aldıklarına dair bir şey dendiğinde ben hiç istememiştim ki olur beyiniçiözetleri ve dışarı da yansırsa bu özet işte o zaman veren tarafta göçükler oluşabilir. göçükler iyi şeyler değildir. kalbe yakın göçükler hele hele hiç tasvip edilmezler yetkili merciler tarafından. bu göçükler mesela kabarmış hamur topu örneğinden daha iyi anlaşılabilir, anlaşılmasa da biraz düşündürtebilir ki illa hedefi anlamak değildir önemli olan, önemli olan gidilmesi istenen yol üzerine olmasa bile biraz düşünebilmektir. her düşünce bir yerlerde bir zamanlar pötürcüğünü verir çünkiüi. yani öyle uzayın bilmem kaçıncı derinliğinin 3 adım sağına da sallasanız, mehmet amcanın sebze bahçesinde çeşmenin üç fidan soluna da gömsenir birzaman pörtler. ki bu pörtlemeler göçükler gibi değildir. kelimelerin anlamlarından da gayet açık anlaşılabileceği gibi pörtler dışa dogrudur, göçükler içe dogru. hayır bu da şimdi her içe dogru olan şey kötüdür de demek değildir. ama göçükler iç yönde ve kötüdürler. pörtler ise kendilerini oluşturan zaman yaprak sarmalından başka bir yaprakta bir anda gerektikleri ama gerektikleri onlar belirmeden önce anlaşılmamış olan şekilde adlarını fiile uygulatarak “pörtler”ler. Pörtlemelerine tepki ne iyi oldu da pörtledindir. gelelim yardımcı kek konseptimize. yüksek sıcaklıkta bekleyen hamur topu kabarır da kabarır. halbu ki hamursun işte kabarsan inmicek misin sanki günün birinde. ama her etkinin bir tepkisi yüksek sıcaklıgın da kabartması vardır. ardından fırından çıkarılır keke dönüşmüş hamur topu. artık adı da başkadır tadı da. kek olmuştur, kek olalı kendini lezzete vurmuştur. İşte biz bu keki alır da içine hemen bir çubuk sokarsak(duruma göre bıçak da olabilir bu çubuk, elektrik direği de, yaratıcılık sınırlarınız yorganınızdan öteye uzanmaya çalıştıkça genişler, bu nedenle korkmayınız, o ayağı ordan uzağa da uzatınız.) kek ne olur?? Fısssssssss..fosssssss olmaz mı? gayet tabi ki olur. bu oluşan girintinin adı göçüktür. bu kadar.

3.18.2007

Elinizle itebilir misiniz unutmak istediğiniz kabuslarınızı?
soyutluk soyutlugu tetikler deyip somutluğa sarılan bir insana hafifçe gülümsemekten başka ne yapabilirsiniz?

Eğer siz de duygularınızı sıyıramıyorsanız etinizden,
sevişirken etinizden aşk çıkar
sıyıranlardan sadece haz çıkar

Bir kabusa üzülmekten korkmayınız
ardından günün sıradanlıgına sevinmek gelir çünkü
ve bu kendini bin m3 pamuk mu bin m3 demir mi sorusunda pamuk kefesine koymaktır
öyle yumuşak öyle güzel..

2.21.2007

uçurtma ipi..

hani çorabının ucu kaçar da ayağın gözükür
hoşuna gitmez bu
moralimin ucu kaçtı
elimde değil ruhum görünüyor içinden
o da kırık
kırıklığı görünüyor aslında
ama bunu görebilmek için en azından bana bakman gerekir
yüzün başka yöne dönükken kırık ruhumu kaçık moralimden göremezsin

2.18.2007

Çarkıfelek 1818

Çarkıfelek duygular..

yine seni bir anda deli gibi özledim. yokluğun nefesimi çaldı.
gelmeli ve ellerimden tutmalısın. yoksa canım çok ama çok acıyor dönüp duran, içimi bulandıran duygularla. ne çaldıgını bilmeyen ama çalmaktan da vazgeçemeyen bir dj gibiyim. olmayışını çok kolay umursamamana baglayabiliyorum. bu yüzden çıkıp gelmeli ve ellerimden tutup konuşmalısın benimle. ne dediğin olmasa bile dediğin olmalı. sesinin cennetine gitmeliyim.

2.11.2007

perçemlerimin ardında gizli bugün bakışlarım
gözlerimde dolup yanaklarımla buluşamayan gözyaşlarım var
kendi gözlerimde dolup senin yanaklarına dökülmek istiyorlar
belki o yüzden bu halleri
bütün şehri bisikletle gezmek istiyorum
rüzgar çarpsın yüzüme
saçlrım dağılsın.

1.22.2007




Flaş değil bu, yüzleri anlık bir beyaz ışık patlamasıyla şaşırtıp o anda sahip olmadıkları ifadelere büründüren flaş değil. Sıcacık, yakıncacık o gece ordaki kırmızı. Özlenen güzel dostları, uzun zamandır hissedilen ama ortaya dökülmemiş olanı sardı kırmızı, yavaşça döktü, önce gözlerden sonra dudaklardan akıttı, ikisininki de farkı, farklıyı görmeyi seven gözleri vardı, yumuşacık açıldı kapandı gözler, teşekkür etti böyle birbirine.

1.21.2007

Sadece bana ait olan, kendi yarattıklarımla oynamaya bayılıyorum. Bazen sadece onların vakti olabiliyor. Başka hiç bir şeyi kaldıramıyorum. Kendimin olanları yapıp bozmak, değiştirmek, onlara eklemek, onlardan çıkarmak beni sakinleştiriyor, hırçınlığımı alıyor. Derin bir nefes alabiliyorum ve gönül rahatlığıyla aldığım nefesi verebiliyorum.

1.07.2007

ay ı harika görüyorum şu anda..bulutların arkasında çok güzel duruyor..hafif sarı, bayağı kocaman gözüküyor, erimiş biraz da.., dedi adam.öylesine demedi ve öylesine güzel dedi ki..kadın duyunca bunları erimiş ay sarısına büründü tepeden tırnağa..

12.30.2006

31 Aralık Pazar, ne de çifte kavrulmuş bir gün!

Bayramın ilk günün başladıgını ve 2006 denen çerçevenin sağ üst köşesinin birleştiğini ve kapandığını görüyorum ve de tabi ki 2007 nin aynı uzantılardan yeni bir çerçeve oluşturuşunu. Çizgiler aynı sadece kümelenişi farklı. Sonu çift sayıdan sonu tek sayıya geçiş. Tek sayıları daha çok sevdiğimden ve 7 ye de ayrı bir sempatim oldugundan 2007 yi görmeden sevdim diyebilirim :) Görmeden sevdiğim başka bir şey daha var bu yıl biterken yanımda. Hayatıma güzel bir gece yarısı aniden bastıran yağmur gibi giren, şemsiye açmama hiç gerek olmadığını bildiğim, öylece oldugum ve karşılığında öyleceliğini bulduğum bambaşka bir şey. Dostlarımdan, ailemden uzak geçirdiğim ayların sonunda şimdi onlarla birlikte bu çifte kavrulmuş lezzeti tatmak, onları görebilip onlarla yüzyüze konuşabilmek çok güzel gelecek ruhuma. Sonra yine alıp başını gitmek var çünkü. Sonuna kadar memnun oldugum gitmelerim nereye götürmüş olacak beni 2008 çerçevesi başlarken meraklardayım.

Domino taşları gibi birbirini iterken yıllar, ilerleyedursun hayat.. İlerlesin ama yeter ki elimizde ufalanmasın, dağılmasın, anlayarak, hissederek, hissettirerek ilerlesin.. 'İyi ki' dedirten yeni onlarca şey eklensin hayatlarımıza. En sevdiğimiz müzik gibi bir yıl olsun bu yıl..!

12.26.2006

bugün bir çok şey kadife kadife

bugün içim kadife
dışım kadife
kar yağdı yerler kadife
köşeleri yoketti kadifeler
sivri hiçbir şey yok
kadifene sokulamasam da
böyle.

12.21.2006

efenim gecenin bu vaktinde hala ve yine uyanıgım! neden neden? uyku sınırı ağıma bir taş attım tık dedi kendini sabaha dogru yay dedi vay vay. yaklaşık 3 gece önce oldu bu olay ki şeb-i yeldadan 2 gün önceye tekavül eder. sonra da bu esneyen ağ hızla esnemeye devam etti. yatamaz hallerdeyim şimdi. yatıcak gibi olsam anında bir bahane üretiliyor beynim kendini salmışlıgı anında bırakıp hımmhım bir bahane bulmalıyım bir bahane hem de albeni bahanelerinden bile şahane diyor. başarıyor da bunu hınzır. ben de orayı burayı okuyup aynı şekilde oraya buraya yazarak günün o en güzel pırıl kıpır ilk ışıklarına dogru o ışıkların hızında ulaşıyorum. yani diyeceğim şu ki zaman da geçmiyor değil. 4 ler 5 leri 5 ler 6 ları kovalıyor. işin özünde 4 ler 6 ları kovalıyor da 5 leri kullanıyor kendi elini bulaştırmıyor olaya. 5 ler maşa bu durumda. maşa olmak da hoş bir şey mi sayın 5 ler diye dönüp sorunca da cevap alamıyoruz. 5 leri anlaşıldıgı üzere sevmiyoruz. aman onlara da yazık ya dicem de ben sevmiyorum diye neden yazık olsun ki. elbet vardır başka seveni 5 lerin.

hayatın her anını sömürmeye çalışma projem yarın öğle saatlerinde başlayacaktır.

şakaklarımdan 2.46 şar cm içeri ilerlendiğinde işte tam o bölgede çalan şarkı budur: incubus-the warmth.. davulu tizleri kısıp orta seste dinledim evet bunu yaptım. çok da memnun kaldım. drive larını severel dinlerdim ama bunu da çok sevdim ve yetmezmiş gibi hafızaya alıverdim.

fotografımı kırmızılayınca çok güzel oldu. acaba bu tekrar kızıl kırmızı olmam için bir işaret mi? yoksa özüme mi dönmeliyim? ya da ya da aklımdaki lezzetli renk karışımını mı uygulamalıyım? kafam çok karışık, tanrımm nasıl bulacagım bu çıkış yolunu :p (fıldır)

geceye gel geceye gecenin koynundayım
eller ne derse desin ben yine uyanıgım

a plus a tous!

12.17.2006


kiss..
which makes brighter than the sun
herhangi birisi herhangi olmaktan ne zaman çıkar?
nerede durdugunu bilmediğim o ince çizgiye basınca mı?
bir anda bambaşkalıga geçiş yaptın. herşeyin bambaşka oldu, eskiye dair her yol bambaşka sokaklara çıktı. ne değişti ama? belki de sadece aramızdaki sular..

ve giderek başa döneceğiz, sadece bu sefer o çizgiye hangi taraftan yaklaştıgın değişecek. bir anda yine herhangi olucaksın. artık herseferinde sen aynı mısın yoksa ben mi değiştim diyeceğim. neden?

sen daha yakın oldukça ben seni itmeye başladım. üzgünüm. uzak dursan da zaman iticekti seni benim yerime. nerde durman gerekli bende durabilmen için. bilmiyorum.

sona dön.. başa dön.. zaten döndüğü sürece son da baş da aynı noktada, işte bu nokta o nokta = .

bundan farklı birşey var mı? varsa da ben yaşar mıyım?

ben düşünürken güneş battı, gece oldu yine.. ama ben geceyi de severim sevgili.. yarın güneş bizim olmasa da bu gece ay dolunay..

12.14.2006

Bir eline sözlük yapışık yaşayan biri oldum çıktım. Aklımda en sık oluşan soru: 'Bu ne demek?'. Derimde sözlük taşıma cebi açtırıcam. Evet, şu noktada kangurulara özendiğim doğrudur.

12.12.2006


Biz buralarda sokaklarda icikli bicikli vitrinlerle 'face a face'ız sürekli. Demek ki
'herhangi olmayan bir baba' beyaz sakalını bıyıgını takmış, kırmızı şapkasıyla kırmızı kostümünü giymiş taa uzaaaklardan yola çıkmış. Geyiklerinin bagajına özenle yerleştirmiş hediyeleri, üşümesinler diye takmış başlarına birer şapka, onlar da çocukaları gibi ne de olsa.. Neşeli, kar beyazı ve aynı zamanda pudra şekeri tadında şarkılara rastlarken köşe başlarında arada bir de 'J'arriveee..!' namelerini duyuyoruz. E o geliyor bunun başka bir açıklaması yok biliyoruz.

12.03.2006

şehir kendini hiç düşünmeden yagmura teslim ediyor geceler boyu

gecenin beklenmedik bir saatinde çıkıp geliyor yağmur. sormadan şehre. davetsiz ama gelirse kabul edileceğini bilir bir halde. şehir defalarca ağırlamış yağmuru ama çekingen yine de. gelişini bekliyor ama ya gelmezselerini bırakamamış da. işte bu yüzden bir sokak lambasının sarıların en güzeli ışıgında yağmur ilk damlalarıyla severken şehri şehir hiç olmadıgı kadar mutlu, yağmurun ıslaklığıyla sıcacık.