8.28.2008

...

sevgili birisinin dudaklarından dökülen sözler kadar güzeldir parmaklarından dökülenler kelimeler de..

uzun uzun yazmak istiyorum..

çok şey söylemek istiyorum,


belki sonra.


şu anda aklımda dönüp de durmayan daha yoğun bir şey var,

sıcak ve ekşi bir cümle

sıcak ve ekşi ve içinde özlem olan bir cümle.

..

8.13.2008

..

Kendi Kendini Yutup Yok Eden Kızın Hikayesi

Bir gün bir kız çok sıkılmış, canı da sıkkınmış, ki ikisi birbirinden farklıdır yakın gözükseler de.
Karnı acıkmış ve ne yapacağını düşünürken aklına kendini yutmak gelmiş.
Kendini yutmuş.
Bedeni ortadan kaybolunca ilk anda mutlu olmuş ama sonra etrafına bir bakmış ki tek görebildiği kendisiymiş.
Sonsuza dek kendi içine hapsolmuş.

Sonsuz son.

..
...

ağustos

eylüle kaçan

temmuzdan kaçan

sıcaklığı hafifleterek huzuru getirmek isteyen ağustos

kararsızlığım gözlere takılı bu ağustosta

iç içe geçerek yer değiştiren gözbebeklerine

..
....


monochrome in pink written with an orange pen by a yellow girl,

trying just trying to hide 'the monochrome inside'..


...

7.31.2008

When it started we had high hopes
Now my back's on the line
My back's on the ropes
When it started we were alright
But night makes a fool of us in the daylight
Then we were dying of frustration
Saying Lord lead me not into temptation
But it’s not easy when she turns you on
Sin, stay gone
If you’d only, if you’d only say yes
Whether you will's anybody’s guess
God only God knows I'm trying my best
But I’m just so tired of this loneliness
Hey So up they picked me by the big toe
I was held from the rooftop then they let go
Dizzily screaming 'Let the windows down'
As I crawl to the ground
If you'd only if you'd only say yes
Whether you will's anybody's guess
God only God knows she won't let me rest
But I'm just so tired of this loneliness
I've become so tired of this loneliness
you are invisible.. go visible..

yaz bitmeden makinasını almak istedi. hüzünlü fotoğrafçı ferah bol elbiseleriyle çekmek istedi onun fotoğraflarını. gülüşüne güneş karışsın, saçının rengi açılsın güneşten, gözü güneşten kamaşsın ama güneş gözlüğü takmasın yine de. kendi gözünü kapattıkça etrafına, kadrajını gözü kıldı. baktığı ne kadar 'gizli' varsa şeritlerinde bitti. gözlerini kırptıkça deklanşör sesi çıkmaya başladı ki aynı saniyelerde televizyonda dişisine kendini beğendirmek için doğadaki seslerin taklidini yapan bir kuşa dair belgesel dönüyordu. o dişisine doğadaki görüntüleri sunuyordu şimdi. gözünün gördüklerini göstermek istiyordu. sustuklarım bu gördüklerimde konuşuyor aslında diyordu. görseline dilini verdi. öpüşlerinin tadı kaçtı sandı.



fotoğraf çekmez miydin?

7.18.2008

Yatıp uyumak
Böyle yarım bırakmak bu geceleri
Ne fena,
Sayılı her şey aslında
Ardımızda kalacak gecelerden yoksunuz
Bu yaşımızın bu gecesi yok bir daha
Ve yokluğun, rüzgarın perdeyle oynaşmasıyla ne hüzünlü

Gözlerin dolsa bana yeni rüyana uyandığında,
Anlam veremesen uyanmak istememene

5.22.2008

3.03.2008

Elini ver
Ve elin
Beş el büyüklüğünde
Değmek isterken korkak
Elim küçük
Bölü beş
Benim elim
olmayışına göre

Ve gözün
Beş kat daha derin
Bakmadığım zamanlarda
Aklımda
Ne dediysen sanki
Bütün o kelimeleri
bir bir arkasına hapsetmiş gözün
öyle bakıyor aslında ben bakmazken
sen yokken yani
kelimeleri yıkıp geçen
bir ana sığan
hayalimde
tek bir anda düşünürken
ve ardından uzaklaştırmaya çalışırken
düşümden
kayan bir yıldız olsa da
uzaklaşsan düşümden diye
dilek dilemek için beklerken
hangi kavramın uç bir derecesi bu
karar veremiyorum
ironik evet
çünkü bu
anlık bir varoluş ve yok oluş
üst üste yaşanan
seninle ilgili her şey
üst üste

Elini ver
Ve elin
Beş el büyüklüğünde
Değmek isterken korkak
Elim küçük
Bölü beş
Benim elim
olmayışına göre

2.28.2008

Olumlu Düşünce Aşısı
Son Günlerin Kaynağı Belirsiz Baharı


Erken saatte işe giden kuzen tıkırtılarına uyanıyorum. O da nesi! Kuzen gecenin bir köründe işe gitmiyor artık, e güneş var, e gün doğmuş! Kapıyı çekişinin ardından şahsi güne başlangıcım yaklaşık iki saatlik bir uykudan sonra olacak. Bu uykularda içine güneş doğmuş rüyalar görüyorum işte son günlerde. Erken doğan güneş kapalı göz kapaklarıma vuruyor. ‘gerçek – beyin – hayal’ uyku şeytan üçgeninde güneşli rüyalar yerini buluyor! Böyle başlayan günler de şenlikli halaylı bayramlı devam ediyor!

Bu bahar havalı günleri kim yastık altı yapmıştı yiten mevsimde de bilmem kaç yılın en soğuk hafta sonundan sonra birden ortaya çıkarıverdi anlamış değilim. Hoş her kim yaptıysa alnından öpülesidir! İhtiyacımız vardı. Karda ‘otolara bindirmece yol üstünden kaydırmaca’ oynamak yormuştu. Güneşi gören kendimiz kendimizi ayyynı anda İstanbul trafiğine atıverdik. Evet tüm memleket sanki aynı anda İstanbul trafiğine atılmışız gibi bir araplık bir saçlık söz konusuydu. Camdan bakan arap kızı bile trafikteydi bu hafta sonu! ‘Eee abi bizim de hakkımız! Bak bak nereye kadar, havayı böyle görünce bıraktım pencere neyim’ şeklinde demeç verdi. Doğru tahmin, tam o anda oradan geçmekte olan Hawaii gömlekli hasır şapkalı gözlüklü bayan bendim! Demek siz de..!

Bir türlü akşam olmaması da bu kaynağı belirsiz bahar günlerinin daha ilerleyen saatlerde fark edilen nadide diğer bir özelliğidir efendim. Bünye şaşkın, beyin şaşkın.. Bu hava neden kararmıyor? Duvar saatim mi bozuk, vücut saatim mi kopuk? Havada bir başına buyruk kararmamalar, bir ılık ılık estirmeler.. Sanki bir triphop seçmiş kendine, almış loopa, salınıyor doğa. Sen çok yaşa. Seni sapıttıran biziz, şaşırt bizi tabi hakkındır doğa! Böyle mesajlar vererek de deodorant sıkmayın, boşa makbuz almayın diyerek de sonlandırırım yazımı. Yakışır mı? Bilmem, varsın yakışmasın, ben arap kızı olucam, kalkmam lazım yazının başından, ondan yani!
Mircim'e,

Biri küçük
Diğeri ondan daha küçük
Biri diğerinden de küçük ama zaten
İki çocuk bunlar
Biri üzüldü:
Yağmur yağıyor ne güzel
İyi de ne güzel dediği şeye neden üzüldü?
Çünkü sevinecek şeyi varken elinde
Cebinde bekleyen üzülecek şeyi seçen bir küçük diğeri
Biri sordu:
Neden üzüldün ki
Diğeri açıkladı:
Çünkü artık gittikçe daha az yağıyor
Ve ilerde hiç yağmayacak
Biri gerçekçi yanını durduramayarak:
E olsun ama biz görmeyiz o zamanları boşver
Diğeri daha da üzüldü:
Ben beş yüz yaşıma kadar yaşayacakmışım.
Baksana zaten beş yüz yaşım dedin
Senin beş yüz yaşına kadar senden başka yaşayacak kimse olamaz zaten!.

Uffff

Tamam tamam

...

(mir rengi yazılmış olup bu rengi yalnızca mirler görebilir, di mi mir?)

2.23.2008

Yazsana yaz
Yaz


Bir yeşil kamyon seyrek trafikte gidiyor gözümün önünde
Bir yeşil
Bir kamyon
Nereye gidiyor bilmem
Neden gidiyor bilmem
Kim götürüyor belli değil
Gözümün önünce gittiğini görüyorum sadece
Çikolatadan bir parça daha ısırıyorum
Belki kadehten bir yudum daha kırmızı
Sonra diyorum beni de götürse nereye gidiyorsa
Bilmediğim bir alana bıraksa beni
Neyle yüklüyse onlarla beraber
Ben bir eşya olsam
Sadece dursam
İçimde olan biten bir şey olmasa
Sadece varlığımla neyden oluşuyorsam onunla
Yani belki metal belki tahta
Evet şimdiki gibi belki et değil
Olsa bile artı ruh değil
Öylece durabilmeyi
Bekleyebilmeyi bilmeye doğasından sahip olan bir eşya

..................


kar kaplamış yol yanlarını
yığılılar üst üste
pislenmişler
çamurlanmışlar
yağarken nasıl da beyaz
nasıl da hafif ve yumuşaklardı
şimdi ağır kirli ve itilmişler
yollar onlarsız şimdi
açıklar trafiğe
herkes mutluyken ben
üzülen karların derdinde
yolların açılmasının hüznü var üstümde

.................

tam düşünememenin güzelliği
insan olmanın en büyük ve yüce özelliğinin reddi bu
kaybedince bir parçasını
daha rahat olabilmek
aptallar daha mı mutludur
ya da duygusuzlar
tüm duygularımı bağışlıyorum
ölmeden önce
alın benden onları
ihtiyacı olanlar
hissetmek isteyip de hissedemeyenlere nakledilsin
kırmızı bir kalp konması değil bu
bir buzlu kaba
belki bu duygular bir balonda nakledilebilir
belki pamuğun arasına sarılıp
mutlu olsun alan temennimdir
pişman olmasın
diyebilsin ki
hissetmek daha güzelmiş hissetmemekten

benim bedenim
benim duygularımdan daha hafif
benim bedenim
duygularımın rüzgarıyla uçar
kendini bir vapurda bulur birden
kadıköyden beşiktaşa giden
çok kalabalık vapur
çok insan var
neden geldim buraya
a evet
dışarıda martılar var ve batan bir güneş

........

bana tutunup çıkmak ister misin buradan
bunu bekliyordum evet
ama hayır teşekkürler
sen git
ben kalkarım
ya da kalkamasam da git işte..

2.13.2008

sanki biri üfledi avucumun içinden havaya karıştı tozları çocukluğumun..

avucumda sıkı sıkıya tutup
yine şimdi küçük olmak istemiştim ben halbuki

sokakta oyun oynayıp
eve gelmek
yıka ellerini demesi bana annemin
sonra en sevdiğim çorbayı yaptığını söylemesi
gözleri parlayarak..
bi çırpıda içmişim
içim sıcacık
evim sıcacık
aklımda dönüp dönüp karışan parçalar yok
bulmacadan habersizim bile muhtemelen
televizyonun karşısında uyumuşum
babam uyandırmış
hadi kızım yatağına yat demiş
dişlerimi fırçalamadan devrilmişim yatağa
yer değiştirmeyince parçalar
ağırlıkları sağa sola çevirmemiş
huzurum sabit uyumuşum..

bunları düşünmüşüm avucumda diğer elim..

1.24.2008

shadows are running fast enough not to catch a cold from the sunnysunshine
the holy man is smoking a cigarette with no brand

i am going back to knowing
where the dark blue streets are raining to the sky
and the cats are all black and white

1.21.2008

iş yok aşk yok bari boya-kesim olsun..

1.03.2008

Ayna Sırrı

Gecenin bu saatlerinde hep hüzünlenmek bana mı düşer
Belli belirsizdir akamayan yaşlar
Kaçamak bakışlar hep bu saatlerde mi akla düşer

Uzak dostlar var aklımda
bir de uzaktaki dostlar
Aynı değil bu ikisi biliyorum ya
yine de ikisi de yanımda değil işte

Ayna sırrı tesadüflere takılmak var bazen de
Bir dizesinden alıp
Bu sözü böyle kavradıysa
beni de tutar diyorum ama
kimsede kalamıyorum

Eskilerde bir iç çekiş
Yenilerde bir selamsızlık haliyim

Gecenin bu saatlerinde
Bu eski evin ışıklı yola doğru duruşu
Artık eskisi gibi yağmayan yağmurlar
Uzak dostlar
Uzaktaki dostlar
ve tesadüfler..
beni ağırlar

Saat atıyor
Dünya güneşin etrafındaki
herhangi bir turunun
herhangi bir açısında..

11.30.2007

Les Jours Tristes..

It's hard, hard not to sit on your hands
And bury your head in the sand
Hard not to make other plans
and claim that you've done all you can all along
And life must go on

It's hard, hard to stand up for what's right
And bring home the bacon each night
Hard not to break down and cry
When every idea that you've tried has been wrong
But you must go on

It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
Don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day

It's hard, hard when you're here all alone
And everyone else has gone home
Harder to know right from wrong
When all objectivity's gone
And it's gone

But you still carry on
'cause you, you are the only one left
And you've got to clean up this mess
You know you'll end up like the rest
Bitter and twisted, unless
You stay strong and you carry on

It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
And don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day.

Yann Tiersen..

8.17.2007

"505"
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs,
Stop and wait a sec,
Oh when you look at me like that my darling,
What did you expect,
I probably still adore you with you hand around my neck,
Or I did last time I checked,
Not shy of a spark,
A knife twists at the thought that I should fall short of the mark,
Frightened by the bite though its no harsher than the bark,
Middle of adventure, such a perfect place to start,
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs,
But I crumble completely when you cry,
It seems like once again you've had to greet me with goodbye,
Im always just about to go and spoil a suprise,
Take my hands off of your eyes too soon,
I'm going back to 505,
If its a 7 hour flight or a 45 minute drive,
In my imagination you're waiting lying on your side,
With your hands between your thighs and a smile!
Arctic Monkeys..

8.12.2007

Ne anladığımı, ne –de –den –yi düşündüğümü çözmeye çalışma
Doğru harfleri doğru kutulara yazınca karşına tek bir cümle çıkmaz
Çengel saplı sorularla dolu hazinem
Tek bir altınını cebine atıp gitmeye kalkıştığında
Önceden beni ısırdığın tüm dişlerin dökülür eline
Öyle büyük göründüğüme bakıp aldandıysan da eğer bugün anla
Sadece aşk için buradasın
Aşkın gerisinde ötesinde olan tüm sözcüklerini kurut
Başka yerlere dokunacağın zamanlarını unut
Sadece ben olacağım ellerinin arasında
Parmak izlerinin tek sahibi benim coğrafyam

Her şey bu ana gelebilmek içindi

Bu andan sonrası ise muhtemelen bitti.
SweetDreamsParis avec elle..


İkisi de o güne dek aman aman çok acı çekmemişti. birinin başı diğerinin omzuna kilitli tek bir yaşamdı yaşadıkları.
ağır gözüken ama aslında içlerinde iki üç parça şeyin olduğu,
sallandığında o güne dek yaşamadıkları yalnızlıklarının iki yanavurarak
yankılanacağı bavullar önlerindeydi şimdi bu ayrılışı bekledikleri zor zambak kokan saatte.
giderse ne yaparım?gidersem ne yapar, aynı anda ikisinin de aklında dönüp de durmayan iki soruydu.
yine burnunu omzuna dayasa ömrünün en zor ve en güzel kokusunu içine çekse.
bitmeyen bir soluk behşedilmiş olsa ona bu kez.ruhunu dahil alsa içine.
gidecek hiçbir şeyi kalmasa.
evde orda burda yapışık paris kartpostallarını yırttığında çıkacak sesi düşündü. kendi kendine attığı tokatlarda çıkan sesten daha keskin. eldeki kağıt kesiği acısından daha acı bir gidiş bu.
hayatında sadece iki şeye aşık olmuş bir kadının birini bırakıp diğerine gidişi bu. adamı bırak parise git.
adamı bırak parise git.
adamı bırak parise git.
omzundaki kilidi salıverdi.

gitti.


geride ne varsa bitti.


- fotoğraf: çağlar / sweet dreams -